Degassing ile fincanın duyusal olarak oturmasını aynı şey gibi konuştuğumuzu düşünüyorum ama bana göre iki ayrı faz var.
1) Gaz salınım süreci (Degassing)
Bu daha fiziksel bir süreç. CO₂’nin çekirdekten çıkışıyla ilgili.
Bu fazın sonuna yaklaşırken genelde şunları görüyoruz:
- Shot’larda kanallaşma azalıyor
- Akış daha stabil oluyor
- Demleme daha öngörülebilir hale geliyor
- Fincandaki gazsı, köpüksü, hafif “karıncalı” doku kayboluyor
Yani kahve artık teknik olarak çalışabilir hale geliyor.
Ama bu noktayı “hazır” kabul etmek bence eksik bir okuma.
2) Duyusal denge süreci (Aromatik oturma)
Asıl ilgilenmemiz gereken faz bu.
Gaz baskısı azaldıktan sonra kahve hâlâ evrilmeye devam ediyor.
Asidite yumuşuyor, şekerlilik öne çıkıyor, aromalar ayrışmaya başlıyor.
Katmanlar netleşiyor, aftertaste uzuyor.
Benim için mesele “içilebilir” fincan değil, “tadıma hazır” fincan.
Teknik olarak shot alınabilmesi başka bir şey, karakterin netleşmesi başka bir şey.
Degassing’in bitişi çoğu zaman fincanın zirvesi değil.
Sadece fiziksel stabilitenin başladığı eşik.
Birkaç ay önce bu ayrım üzerine Kruen etiketlerine iki ayrı tarih ekledim.
Etiketlerde Yeni Tarih Sistemi
Artık etiketlerde klasik “degassing” tarihleri yok; kahvenin duyusal olgunluk sürecini anlatıyoruz.
Balanced Cup:
Kahvenin gazını attığı ve aromatik dengenin oturduğu dönem.
Bu süre, kahvenin işleme yöntemine, kavurma profiline ve paketleme koşullarına göre değişiyor.
Bazı kahveler daha erken açılırken, bazıları zamana yayılarak dengeleniyor.
Her lot kendi ritminde “karakterini bırakınca” hazır hale geliyor.
Peak Flavor:
Kahvenin çözünürlük, şekerlilik ve kompleksitede zirveye ulaştığı dönem.
Balanced Cup’tan sonra başlar ve uygun saklama koşullarında oldukça uzun sürer.
Doğru kavrulmuş bir kahve, haftalar geçse de gerilemez;
tat profili derinleşir, gövde oturur, çözünürlük artar.
Yani tarih artık “tazelik” değil, kahvenin karakterinin olgunlaşma takvimi.
Bu değişimi “zaman geçti, fikrim değişti” olarak görmüyorum.
Daha çok sektörün uzun süredir içine yerleşmiş bir refleksinin sonucu gibi düşünüyorum.
10 yılı aşkın süredir nitelikli tarafta bile “taze kavrum” ifadesi neredeyse başlı başına bir kalite göstergesi gibi pazarlanıyor.
Siparişe özel kavrum ayrı bir konu; çoğumuz zaten bunu yapıyoruz.
Ama “ne kadar taze o kadar iyi” algısının, doğru içim penceresini konuşmamızı yavaşlattığını düşünüyorum.
Örneğin sitesinde 30. gün peak verdiği belirtilen bir kahve 15. günde gönderildiğinde “eski kahve” algısı oluşabiliyor.
2. günde gönderildiğinde ise 10–15 gün sonra “aromaları alamıyorum, her reçeteyi denedim” mesajlarını forumlarda görüyoruz. (Bu benim genel gözlemim.)
Burada esas belirleyici unsur kavrum tarzı.
Yeterince açık ve kontrollü kavrulmuş bir kahve zamanla yaşar. Gün geçtikçe çözünürlük artar, tatlar ayrışır, yapı oturur.
(Burada yazdıklarım kendi tarzım ve bu profile yakın kavrumlar için geçerli olabilir. Uzun süreler, düşük Agtron değerleriyle çalışmadığım için genelleme yapmak istemem.)
Kendi deneyimimden bir örnek:
Açılış döneminde kavurduğum ve şu an stokta olmayan bazı lotları 4 ay sonra tekrar denediğimizde, etiket üzerinde verdiğim +40 gün “Peak Flavor” aralığını bile erken bulduğum oldu.
Bu konuyu sağlıklı konuşabilmemiz için bence aynı pencereden bakmaya çalışmamız gerekiyor.
Ön yargısız, “en taze iyidir” refleksinden biraz uzaklaşıp, kahvenin gerçekten kendini ne zaman en net ifade ettiğini konuşabildiğimiz bir frekansta hizalanmak lazım.